Bugun...


Lütfiye KADER

facebook-paylas
GELİŞMİŞLİK BEDEL MİDİR?
Tarih: 11-07-2020 10:57:00 Güncelleme: 11-07-2020 10:57:00


Bir eğitimcinin öğrencisiyle iletişim kurmasının en önemli yolu basit olmaktır. Yani anlaşılır, önyargısız ve samimi olmaktır. Çocuklar birbirleriyle çok çabuk iletişim kurabiliyorlarsa, bu durum onların önyargısız basit ve samimi oluşlarından kaynaklanır.

Ne gariptir ki; çocukken sahip olduğumuz bu özellikler, büyüdükçe geliştikçe kaybolmaya başlar.

Gelişmenin insana bu kadar yan etkisi oluyorsa, toplumların gelişmişlikleri de bir o kadar düşündürücü, bir o kadar da yararlıdır. Birleşmiş Milletler eski genel sekreteri Kofi Annan, gelişmiş ülke terimini şu şekilde tanımlamıştır: "Gelişmiş bir ülke, bütün vatandaşlarına güvenli bir ortamda özgür ve sağlıklı bir hayat yaşamaya olanak sağlayan ülkedir".Vikipedi

Kişi başına düşen milli gelir oranının yüksek olması, sanayisi egemen olan ekonomiler, insani gelişme endeksinin yüksek olması gelişmişliğin de kriteri olarak görülmektedir.

Sosyal refahı sağlayan ülkelerin insanları; gelecek kaygısı, sosyal güvence, ekonomik rahatlık, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimleri çok kolay olduğu için elbette, mutlu olurlar.

Birleşmiş milletlerin tanımına göre,

Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülke: Kriter bakımından, ekonomisi ve sosyoekonomik yönünden, en az gelişmiş olan ülkeler anlamına geliyor.

Buna göre;

Az gelişmiş ülkelerde

. Gelir dağılımı dengesizdir.

. Kişi başına düşen millî gelir düşüktür.

. Nüfusun büyük bir bölümü tarım sektöründe istihdam edilir.

. Nüfus artış hızı yüksektir.

. Sağlık ve eğitim hizmetleri yetersizdir.

. Altyapı yetersizdir.

. Tarımda ilkel yöntemler kullanılır.

. Araştırma geliştirme faaliyetlerine ayrılan kaynak düşüktür.

 

Gelişmiş Ülkelerde

. Gelişmiş ülkelerde, nüfusun büyük bölümü sanayi sektöründe ve hizmet sektöründe çalışır.

. Tarımda çalışan nüfus ortalama olarak % 2 – % 5 oranındadır. Tarımsal üretim fazladır.

. Eğitim, sağlık, altyapı, barınma hizmetleri oldukça gelişmiştir.

. Kent nüfus oranı % 95 civarındayken, kır nüfusu % 5 civarındadır.

. Ülke içi nüfus hareketleri, yani iç göç çok düşük oranlardadır.

. Dış göç alımı, ülke dışına göç verme oranından çok daha fazladır.

Çocukluğumdan beri gelişmekte olan ülkeler sınıfından bir türlü, gelişmiş ülkeler statüsüne atlayamamızın nedeni nedir diye düşünürüm?

Şimdi bu olayı farklı düşünmeye başladım.

Bunu tersine döndürüp gelişmeyi, dünya konjonktüründe düşünerek sorarsak, gelişmiş ülkelerin gelişmişliklerini, sanayiye ağırlık vererek

ekonomilerini geliştirirken, dünyanın ekosistemlerini bozup, iklim değişiklilerini yaratmalarını, ileride değiştirecekleri insan formatlarını gelişmişliğin bir yan etkisi olarak mı görmeliyiz?

Bilime inanan güvenen biri olarak teknolojiyi ve bilimi insanlık ve doğa yararına kullanmayan hiçbir ülke benim için gelişmiş bir ülke olamaz.

Kırsal kesimde yaşayan insanların köyden kente göçünü zorlayan nedenler, şimdi koşulları tersine döndürüyor.

Yenidünya düzeninde, artık az gelişmiş ya da gelişmemiş ülkeler ile gelişmiş ülkelerin petrol savaşları olmayacak. Gıda ve su dünyanın en büyük savaş nedenlerinden biri olacak.

Gelişmiş diye kabul edilen ülkelerin hepsinin gönlünde yatan aslan sömürgecilik ruhudur. Âmâ öyle artık topla silahla değil akıllı yazılım teknolojileriyle, ekonomilerini gıda ve su kaynaklarına yöneltip, toprağını suyunu tohumunu ele geçirerek, toprak ve sularını seni kuzu kuzu satmak zorunda bıraktırıyorlar.

Senin kendi kendine yetebilen üretilebilir doğal kaynaklarını yok ettirerek, kısır tohumlar vererek verimsiz kılıyorlar. Altın şirketleriyle suyunu zehirleyip toprağını kirletiyorlar. Bu yüzden her geçen gün yeşil alanlarımız ve meralarımız azalıyor. Hastalıklar kolektif olarak artıyor.

Her sene hem toprağın kirlenecek, hem dışarıdan tohum almaya bağımlı kalacaksın, hem de seni ekonomik olarak çökertecek.

Böyle olduğunda bir ülkeyi topla tüfekle işgal etmenin anlamı olur mu?

Nitekim gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerin de böyle bir durumda, muhtaçlık duymaları sağlanarak tüm doğal kaynakları ele geçiriliyor.

Bu yüzden hem milli, hem yerli olmak önemli. Bizim cumhuriyetimiz kurulurken, tam bağımsız Türkiye amacıyla tam bağımsız olarak kuruldu. Atatürk ‘ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözü aslında Türkiye’ de yaşayan bütün insanlarımızın karakterine atıftır.

Şimdi dünyanın süper güçleri sayılan (Ekonomi ve teknoloji alanında) ülkelerin gelişmişlikleri artık yeniden sorgulanmalı ve gelişmişlik yeniden tanımlanmalı diye düşünüyorum.

Bunu şuna benzetebiliriz. Uzun maraton koşusu yarışında, yarışı birinci bitirenler 2. 5. 10. olanlar ile koşuyu tamamlamayanların ani bir deprem olması veya nükleer santral sızıntısı sonucunda, hepsinin doğal davranışı kendilerini korumak değil midir?

Bu doğal afetlerin, nükleer enerji santral kazalarının, biyolojik ve kimyasal silahların karşısında dünyayı yönetenlerin, başa dönme ihtimali her zaman kuvvetle muhtemeldir.

Çünkü burada savaşçılar sadece gelişmiş ülkeler değildir. Her zaman en güçlü savaşçı oyunu yeniden kuran doğadır.

Yani gelişmiş ülke insanlarının da az gelişmiş veya gelişmemiş ülke insanlarının da sürdürülebilir yaşamlarının olması için doğa planlarını yeniden kurar ve oynatır.

Çünkü canlıların sürdürülebilir yaşamları için, gıda su ve üretim çok önemlidir. Bizim ülkemizin de, Dünya’nın kurtuluşu, da sağlıklı tarım sağlıklı gıda ve su kaynaklarımızın doğru kullanılıp kirletilmemesi yönünde yapılan üretimden geçer.

Önemli olan üreticiyi, köylüyü korumak ve yaşatmak, hepimiz için bir güvencedir.

Tarım uygulamalarını yaparken elbette bilimi ve teknolojiyi yararlı ve verimli kullanmak amaç olmalıdır. Bunu söylerken sanayiyi önemsemiyorum anlamı çıkarılmamalı.

Arz ve talep her sektör için geçerlidir. Tarım ürünlerinden yararlanırken, geri dönüşüm teknolojilerini kullanmak, ata tohumlarının verimliliğini artıracak doğal yöntemlerle, dışa bağımlı tohum ithalatına son vererek ekonomimize katkı sağlamak, topraklarımızın korunmasına özen göstermek, su kaynaklarımızı verimli kullanmak bence bu devirde en gelişmiş ülkelerin kriterlerine girecek bir alternatif olacaktır.

Sandıklı ‘da yeni kurulacak zirai kimyasal ilaç fabrikasının, Sandıklı’nın toprağını havasını, suyunu kirleteceği bilinirken , yakın geçmişte başka yerlerde kurulan bu tip fabrikalarda üretilen kimyasalların insan ve canlıların sağlığı için ne kadar tehdit edici ve tehlike yarattığı açıktır. 3, 5 kişinin para kazanması için Sandıklı insanı ve Türk insanı feda edilmemelidir. Sandıklı insanı, akıllıdır. Böyle bir şeye izin vermeyeceklerini umuyor ve diliyorum. Yazımı bitirirken şu geçmişi hiç birimiz unutmamalıyız.

Osmanlı donanma komutanı Sokullu Mehmet Paşa Kıbrıs Krallığını almak için giriştiği İnebahtı deniz savaşında bozguna uğramıştı.

İnebahtı bozgununun sorumlusu olan Sokullu Mehmet Paşa, 7 Mart 1573’de Venedik büyükelçisi Barbaro’ya : "Biz sizden Kıbrıs Krallığı'nı alarak kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yenmekle bizim sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür biter."



Bu yazı 2875 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GAZETEMİZ

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARA
YUKARI