Bugun...


Lütfiye KADER

facebook-paylas
ANAERKİL, ATAERKİL, PATRİYARKAL KÜLTÜR
Tarih: 04-08-2020 17:33:00 Güncelleme: 04-08-2020 17:33:00


Sanayileşmenin ilk hareketi Endüstri 1.0 dönemi (1760-1860) İngiltere de başlamış kısa sürede tüm Avrupa’yı sarmıştır.

Endüstri 2.0 dönemi 1860 da başlayıp 1945 e kadar sürmüştür.

Üçüncü dönem (Endüstri 3.0) ise İkinci Dünya Savaşından sonra başladığı belirtilse de etkinliği 1970’den sonradır. Bilgisayar, elektronik, fiber optik ve lazer teknolojilerinin gelişimi ile pek çok bilimsel gelişmenin zemini oluşmuştur. Bununla birlikte üretimin yapısı da değişmiştir. Bu dönem; nükleer, genetik, haberleşme gibi alanların gelişimine de neden olmuştur. İletişim ve ulaşımdaki gelişmeler ise ticaretin ve endüstrinin küreselleşmesi sonucunu doğurmuştur.

Dördüncü dönem (Endüstri 4.0) 20. Yüzyılın sonlarında başladığı belirtilmektedir. Basit tanımıyla makinaların, bilgisayarların, nesnelerin ve insanların interneti olarak tanımlanmaktadır.

Sanayi devrimi bilime, teknolojiye ve sosyal yaşama önemli katkılar yapmasına rağmen atmosfere salınan karbondioksit ve diğer gazlar, sera etkisi oluşturarak iklim değişimini tetiklemiştir. Ülkelerin sanayileşmesi elbette önemlidir. Bu noktada sanayileşme; toplumlara ve bireylere önemli katkılar sunmuştur. Ancak her şeye rağmen insanlığın bazı arzu ve isteklerini karşılayamamıştır.(Endüstri devrimi evreleri ve sonuçları makalesinden Prof. Dr. Ünal Çandarlı’dan alıntıdır.)

Sanayileşme geliştikçe, toplumlarda kadın ve erkeklerin, doğalarından gelen özellik ve davranışlarının değişmesi hem olumlu, hem de olumsuz bakış açılarını da etkilemiştir.

Kadınların çalışması ve aile bütçesine katkı koymasının önemi kadar, kadının sosyal hayatta birey olma haklarının da toplumda değer görmesi toplumun ve ailenin gücünü artırır.

Endüstrileşme, sanayileşme süreci içinde, kadının çalışma hayatı içinde olması, kadını sömürü aracı olmaktan çıkarıp, birey durumuna sokması çok olumlu katkı sağlamıştır. Bu nedenle endüstrileşme, toplumların yaşam tarzlarını, eski aile yapılarını etkileyip değiştirmiştir. Eksik kalan yapı sosyalleşmedir.

09 Ekim 1937 tarihinde büyük bir törenle Atatürk tarafından hizmete açılan "İlk Türk Basma Fabrikası" cumhuriyetin en büyük eserlerinden biri olan Nazili Basma Fabrikasıdır. İçerisinde kreşi, okulu, kütüphanesi, kooperatifi, evleri, barkları, mağazası, futbol kulübü (ki tüm zamanların en şeytanı Rıdvan Dilmen burada parlamıştır), sineması, tiyatrosu, parkı, bahçesi, istasyonu ve daha bir sürü sosyal aktivite etkinliği yapılacak alanlar vardı.

Sanayileşirken sosyalleşen insanların kadınlara, çocuklara düşmanca düşünceleri hiç olmadı. İşte bu yüzden sanayileşme ve sosyalleşme birbiriyle at başı giden gelişme basamaklarıdır.

Endüstrileşmenin olumsuz yanlarını da bertaraf etmemiz gerekir. Bunlar çevre sorunları, sağlık sorunları, kadının ve çocukların ataerkil ve patriarkal düzende aile bütünlüğü içinde can güvenliğinin korunamaması gibi, sosyalleşememe, bilimsel düşünce ve eğitim eksikliğinden kaynaklanan sorunları, güçlü bir eğitim seferberliği ile neden çözmeyelim.

Eski aile yapılarında görülen ATAERKİL (pederşahi) toplumlarda;

Egemenlik ve erk (güç-kuvvet) erkektedir. Ataerkil düzende erkek, kadın olandan daha kıymetli, değerlidir. Fakat bu durum erkeğin kıymetli olmasının öneminden daha çok, erkek her zaman erk (güç), bağlamında statüsel farkla öne çıkar. Yani üstün konum durumu. Bu düzende, erkeğin bulunduğu mevkisi ve statüsü kadından hep daha yukarıdadır. Dünyada son 6 bin yıldır ataerkil düzen görülmektedir.

ANAERKİL toplumlarda (maderşahi =anasoylu) ise;

İlk toplumsal örgütlenmenin anaerkil toplumla başladığı kabul ediliyor. Egemenlik kadınındır. Çünkü kadın üretmenin örgütlenmenin toplumun birleştirici gücüdür. Daha önce tam 1 milyon yıl toplulukları, kadınlar yönetmiş, hayvandan insana geçişte en önemli rolü kadınlar üstlenmişlerdir.( Evelyn REED=İnsan Bilimci)

Aslında yumurtadan çıkmak ya da çıkmamak memeli olmayı belirleyen bir nitelik değildir. Anne ve yavru arasındaki süte bağlı bu yakın ilişki, kadının kuşaklar arasında kültür aktarımının evrimleşmesini de mümkün kılmış memeliler arasında daha fazla sayıda sosyal ve romantik bağ kurulabilmesine de olanak sağlamıştır.

Endonezya’nın Batı Sumatra Adası’nda yaşayan Minangkabau toplumu 4,5 milyonluk nüfusu ile dünyanın en büyük ‘anaerkil’ topluluğu olarak biliniyor. Anaerkil kültüre rağmen Minanglar ayrıca ataerkil İslam’ı da benimsemişlerdir.

PATRİARKAL düzen nedir?

Patriarkal düzende ise, erkek esas kıymetli olan olduğu için, tüm egemenlik ve güç kendisindedir. Burada erkeğin statüsünden daha çok, kıymetli olarak kabul görmesi önemlidir.

Patriarkal otoritede; kadınlar fiziksel ve fikri güçsüzlükleri yüzünden erkeklere, çocuklar acizliklerinden dolayı büyüklere, hizmetkârlar da yoksun ve yoksul oldukları için efendilerine bağımlıdırlar.

Patriarkal otorite, gelenek ve görenek temelli toplumsal pratiklerle yükselir ve bir süre sonra, toplumlarda yazılı olmayan mahalle baskısına dönüşür. Hane halkının ihtiyaçlarını gidermesi ve onları dıştan gelen tehditlere karşı koruma gücüyle toplumda kabul görür.

Dünyada ki endüstriyelleşmenin hızla arttığı endüstri 4.0 döneminde hızla dönen çarklar, ne yazık ki kadınları ve kız çocuklarını da içine alarak onları birer meta (madde ) haline getirerek öğütmektedir.

Endüstri ve teknolojinin gelişmesi insan eliyle olmasına karşın, Allah’ın yarattığı her canlıyı, ne yazık ki yine insanların koruma yaşatma gibi bir kaygı taşımamaları da ayrıca üzüntü vericidir.

Endüstri 4.0 dan sonra gelecek, endüstri 5.0 dönemi tamamen robot dönemi olacağı için, dönen çarkta sadece kadınlar değil, buna vasıfsız erkekler, hayvanlar, bitkiler ve yaşlılar da dahil olacaktır.

Küçücük bir corona virüsünün hepimizi ne kadar etkilediği düşünülürse, artık insanların bu dünyada sadece canlı kalabilme istekleri, hiç olmayacak bir durum da değildir.

Toplumsal aile yapılarını oluşturan, erkek, kadın ve çocukların toplum içindeki değer ve etki derecelerini, eğitim görme fırsatlarıyla ters orantılı olarak etkilemesi son derece açık bir gerçektir. Yani; eşit eğitim hakkı alamayan insanların, kendilerine ve çevrelerine olumlu katkıları hiçbir zaman yeterli olamaz. Başkalarının bilgisine ve deneyimine ihtiyaç duyarlar.

PATRİARKAL otoritenin gücüyle, eğitim ve fırsat eşitliğinden yararlanamayan cahil kadın ve kız çocukları için bu durum, cinsiyet eşitsizliğine dönüşerek, sosyal kırılmaları meydan getirmiştir.

Nitekim son yıllarda kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet taciz ve tecavüzlerin hızla artması ve önlenemez hale gelmesi hepimizi derinden üzüp yaralıyor. Toplumları bekleyen en büyük tehlikelerden biri de sosyal kırılmalar ve toplumsal çürümedir.

İnsan hak ve hukukunun korunması, toplumun korunması demektir.

. Eğer kız çocukları çocuk yaşta evlendirilirse toplumların ilk eğiticisi olan anne çocuklarını eğitemez. Ham bir meyve gibidir. Bu yüzden o çocuk telef olur.

. Şiddete maruz kalan kadın ve çocukların güvenli sığınaklarda korunabilmesi ulaşılabilmesi temel bir can hakkıdır.

 .Vatandaşlık durumuna bakılmaksızın evde, sokakta, okulda, işyerinde, pazarda toplu taşımada dijital ortamlarda ülke içinde veya dışında özel ve kamusal hayatın her alanında şiddetten korunmak herkesin hakkıdır.

. Ekonomik, psikolojik şiddetten, tecavüzden ve tacizden herkesin korunma hakkı vardır.

. İşyerinde patronun, okulda öğretmenin, karakolda polisin ya da sokakta çarşıda veya toplu taşımada tanımadığımız erkeklerin şiddet ve tacizinden korunmak herkesin hakkıdır.

. İstanbul sözleşmesi kadına yönelik şiddeti, bir insan hakkı ihlali olarak tanımlıyor.

.. Kadının korunması ve yaşatılması toplumun korunması ve yaşatılması anlamına geldiğinden İstanbul Sözleşmesini, uluslararası arenada imzalayan ilk ülke olarak bundan çok gurur duyuyoruz. Bunu desteklemek, her aklı başında namuslu vicdan sahibi insanın boynunun borcudur.



Bu yazı 3876 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GAZETEMİZ

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARA
YUKARI