Bugun...


İsmail Hakkı CENGİZ

facebook-paylas
Cenneti Burada Yaşıyoruz Hem De Bir Büyük Hediyesiyle
Tarih: 16-10-2020 12:08:00 Güncelleme: 16-10-2020 12:10:00


Bikere, bu dünya ve elbette Türkiye su cenneti!

Başta büyükşehirlerdeki konutlar olmak üzere memleketin her yerinde musluklar şakır şakır… Evlerde, işyerlerinde, parklarda-bahçelerde, su, sanki sınırsız bir kaynaktan geliyormuş gibi sonuna kadar açık… Üstelik çoğunda sıcak su da şakır şakır! Hiç su sıkıntısı olsa böyle mi yapardık? Bolluk var bolluk!

Ahmet Vefik Paşa’nın dediği gibi;

Keşiş dağı arpalık, eğer saban yürürse,
Bu gidiş iyi gidiş, eğer sonu gelirse!

x   x   x

YİYECEK-İÇECEK CENNETİ ve CİNNETİ

Asıl, üzerinde durulacak olan, “yiyecek ve içecek cenneti”! Buradaki bolluk ve çeşitlilik “baş döndürücü”!

“Baştan çıkarıcı”!

Diyelim ki kendi başımıza cennetteyiz, orada bildiğimiz lezzetleri arar, onları yer-içeriz… Fakat “yeryüzü cenneti”nde öyle değil… Gıda işini yapanların hayal güçleri ve kabiliyetleri o kadar geniş ve sınırsız ki; aklımıza gelmeyecek yiyecek ve içecekleri önümüze seriveriyorlar… Meselâ, kaymaklı kadayıfı bilirsiniz de dondurmalı kadayıf aklınıza gelir miydi? Onların aklına geliyor ve önünüze koyuyorlar… Bir de lezzetli ki!

Bakkallarda, marketlerde tasavvur edemeyeceğimiz türde yiyecek-içecekler…

Pazarlar, manavlar her türlü meyve-sebzenin, hatta adını bilmediklerimizin irili ufaklı çeşitleriyle dolu…

AVM’lerin her biri ayrı cins yiyecek sunan lokantaları…

Ekmeklerin envaı çeşidini yapan fırınlar…

Lokum ve baklavanın, hatta leblebinin bin türlüsünü üreten tatlıcı ve kuruyemişçiler…

Çeşit çeşit tatlı ve pastalarına, her gün bir yenisini ekleyen pastaneler…  

Sonra efendim, yeni moda çıktı, “köy kahvaltısı”… O “kahvaltı”larda çeşit o kadar fazla ve değişik ki her birinden biraz tadayım dediniz mi, tıka basa yemiş, şişmiş oluyorsunuz!

İçecek çeşitleri de yiyeceklerden hiç geri kalmıyor…

Buzlu çaylardan, karışık meyve sularına, şalgam suyundan kolalara kadar, sofralara her gün yeni bir içecek giriyor…

Bu “cennet taamlarını” da insanlar yiyor yiyor yiyor, içiyor içiyor içiyor…

Sadece üç öğün değil… En az üç de ara öğün var… Çeşit çeşit bisküviden cipslere, mısırdan pasta-böreklere bisürü abur-cubur!

Bu kadar çok alışveriş yaparsınız da hangi şirket size kocaman bir “hediye” vermez?

“Yeryüzü cenneti”nin de elbette çok büyük ve gittikçe büyüyen bir “hediye”si var:

Şişmanlık!

Tıbbi adıyla obezite!

30 yaşını geçip de “fazla” kilolarından şikâyet etmeyen pek az kişi olduğu gibi, daha tehlikeli bir gidiş de var: Obezite çocuklarımızı tehdit ediyor… Şişmanlık artık çocukluktan başlıyor… Etrafınıza bir bakın, tehlikeyi göreceksiniz…

x   x   x

YENİ BİR İŞ KOLU TÜREDİ; ZAYIFLATMA SEKTÖRÜ

“Yeryüzü cenneti”, önce insanları şişmanlatıyor, şişiriyor…

Sonra, “gel seni tedavi edeyim, zayıflatayım” diyor…

Bu akıllara ziyan yiyip-içmenin sonu, akıl almaz masraflarla zayıflama seansları…  

Gazetelerde okuyor, televizyonlarda işitiyoruz, bu “zayıflatma sektörü” gayet geniş ve verimli bir iş kolu…

Altı aylığı 2 bin liradan başlayıp, aylık 3 bin 500 liralara uzanan ve aylarca süren “tedavi”lerden söz ediliyor.

Elbette bu tedavilerin faydasını görenler oluyor…

Velâkin “yiyecek içecek cenneti” de orada duruyor…

O cennette baştan çıkanların hayatı, ne yazık ki, sonra “cehenneme” dönüyor…

“Kilo verme cehennemi”ne!





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI